Malazgirt Zaferi , Büyük Taaruz ve 30 Ağustos Zafer Bayramı




Türklere Anadolu'yu Kazandıran Zafer: Malazgirt


Selçuklu Türkleri, Malazgirt Meydan Muharebesinden yıllar önce, Anadolu içlerine keşif akınları yaptılar. Bu akınlarda, Anadolu’nun, Türklerin yerleşmesine uygun coğrafî koşul ve zenginliklere sahip olduğu tespit edildi. Selçuklu Türklerinin Anadolu’ya akınları, Bizans Devletini telaşlandırdı. Doğu sınırındaki olayları dikkatle takip eden Bizanslı idareciler; ülkelerinin bütünlüğü ve devletin bekası için tedbir almaya başladılar.

Bizans İmparatoru Romanos Diogenes (Romen Diyojen) iyi bir cengâverdi. Selçuklulara karşı, tahta çıkışından, 1071 yılına kadar her yıl sefere çıktı. 1068’de Pozantı’ya, 1069’da Palu’ya kadar geldi. 1070’te de Kayseri’ye ordu gönderdi. Bu seferlerle, Bizans ordusunun muharebe kabiliyeti ve tecrübesi arttırılıp, disiplinli olması sağlandı.

Romen Diyojen, 13 Mart 1071’de İstanbul’dan 200.000’den ziyade Frank, Norman, Slav, Gürcü, Abaza, Ermeni ve Rumeli’de yaşayan İslâm dînini kabul etmemiş Peçenek ve Uz Türklerinden de ücretli asker alarak Anadolu’ya geçti. Diyojen’in plan ve hedefi kafasında çizilmişti. Bu, Türklerin Anadolu’ya bir daha akın yapmamalarını sağlayacak bir plandı. İran’ın içlerine ilerleyecek, Türkleri daha da doğuya sürecek, başşehirlerini zaptedecekti.

Bizans ordusunun doğuya hareketini haber alan Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan, Mısır Seferinden vazgeçti. Suriye’den geri dönüşte, önce doğuya yönelerek, gerekli savaş hazırlıklarını yaptı.Bizans’ın beklemediği bir anda, Malazgirt’in doğusunda ordugâhını kurup savaş hazırlığına başladı.

Muharebe gecesi, Alparslan, ayırdığı bir kuvvetle Bizanslıları, atılan ok ve naralar ile bütün gece tâciz ederek yorgun bir hâle düşürdü. Selçuklular, Bizanslı safında bulunan Türk asıllı birliklerle temas kurdu. Onların, Bizans ordugâhından ayrılarak Selçuklu ordusuna katılmalarını temin etti.
Sultan Alparslan kumandasındaki kırk bin kişilik Selçuklu ordusu, yarım hilâl şeklinde tertibat aldı. Hafif süvâri kıtaları, kanatlara yerleştirildi. Ordu merkezi, düşman karşısında birleşmeden yavaş yavaş geri çekilecek ve onu hırpalayacak, at üstünde ok atan süvariler, düşmanın yan ve gerilerine taarruz ederek, Bizans ordusunu dağıtmaya çalışacaklardı. Taarruza katılan düşman süvarisi ezilerek geri atılacaktı. Bu şekilde ilerleyen düşman ordusu, karargâhından kâfi derecede uzaklaştıktan sonra, baskın kıtaları, düşmanın gerilerine taarruz edecek, asıl ordu da, bir ağırlık teşkil ederek, düşmanın kanatlarından birine taarruzla, onu yıktıktan sonra saldırıyı diğer kanada çevirmek suretiyle sonuca gidilecekti.

Selçuklu Sultanı Alparslan, âlim ve devlet adamlarının tavsiyesiyle, muharebeyi Cuma günü yapmayı tercih etti. 26 Ağustos Cuma günü askerlerini toplayan Alparslan, atından inip secdeye vardı; “Yâ Rabbî sana tevekkül ediyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda cihad ediyorum. Yâ Rabbî niyetim hâlistir. Bana yardım et; sözlerimde hilaf varsa beni kahret!” diye dua etti. Sonra askerlerine dönerek; “Burada Allahü teâlâdan başka bir sultan yoktur, emir ve kader O’nun elindedir. Bu sebeple benimle birlikte cihad etmekte veya benden ayrılmakta serbestsiniz” dedi. Askerler coşarak hep bir ağızdan; “Asla emrinden ayrılmayacağız” karşılığını verdiler. Sonra hepsi ağlayarak helâlleştiler.

Sultan, beyazlar giydi. Atının kuyruğunu bağlayıp, eline er silâhı olan gürzü alıp, şöyle hitap etti: “Askerlerim! Şehit olursam, bu beyaz elbise, kefenim olsun. O zaman rûhum göklere çıkacaktır. Benden sonra oğlum Melikşah’ı tahta çıkarınız ve ona bağlı kalınız. Zaferi kazanırsak, istikbal bizimdir”. Bu nutku, hitabet sanatının ve muharebe öncesi psikolojik şartların, bütün inceliklerine sâhipti. Askerler coşup, şevke geldi.

Cuma namazından sonra başlayan muharebede Sultan Alparslan, fevkalade bir muharebe taktiği uyguladı. Bozkır çevirme hareketiyle, Türk ordusu hilâl şeklinde yayıldı. Muharebenin başlamasından iki saat sonra, Peçenek ve Uz Türkleri, Bizanslılardan ayrılıp, millî bir his ile, Müslüman Selçuklu Sultanına tâbi oldular.

Mezhep baskısı sebebiyle Bizanslılara kırgın ve kızgın bulunan Ermeni kuvvetleri de, muharebe meydanını terk etti. Bu hadiseler, Bizanslılarda manevî bozguna yol açtı. Bizans ordusunda Türklerin ok, gürz ve kılıcından kurtulanların, akşam teslim olmaya can attıkları görüldü. Cengâverliğine rağmen hiçbir şey yapamayan mağrur Bizans İmparatoru Diyojen, yaralı halde bütün mâiyeti ile birlikte esir edildi.

Malazgirt meydanındaki mücadeleden yenik çıkan İmparator, Sultan’ın huzuruna getirildiğinde, utancından başını kaldıramıyordu. Sultan Alparslan, onu nezaketle kabul edip oturttu, gönlünü aldı. Diyojen, muharebe öncesi, muazzam ordusunun Türkleri muhakkak yeneceğine inandığını itiraf etti. Sultan Alparslan; “ Eğer zafer sizin olsaydı, bana ne yapardın?” diye sordu. Diyojen, öldürteceğini açıklayamadı. “ Kamçılardım” cevabını verdi. Alparslan; “Benim size ne yapacağımı düşünüyorsunuz?” diye sordu. “Ya öldürtürsünüz, yahut İslâm memleketlerinde bir esir gibi dolaştırır, süründürürsünüz. Belki de... Fakat onu düşünmek bile istemiyorum; mümkün görmüyorum, ama... Belki de, affedersiniz!” dedi. Alparslan, yenilgiye uğramış bir insanı daha da küçük düşürmek istemedi. Bizans İmparatorunu affetti. Ağır şartlarla antlaşma imzaladı. Fakat Romen Diyojen, dönüşünde Bizanslılar tarafından, Türklerden görmediği hakaretlere uğrayıp öldürüldü. Yeni Bizans İmparatoru Yedinci Mihail, Diyojen’in Türklerle yaptığı anlaşmayı kabul etmedi.

Türklerin yeni yurt edinmesini sağlayan Malazgirt Zaferinden sonra, on beş yıl içinde, Anadolu ele geçirildi. Bu zaferle, Anadolu’nun tapusu, Türklerin eline geçti. Bu bakımdan, Malazgirt Zaferi, Türk ve dünya tarihinde bir dönüm noktası oldu.

A nadolu’ya, burayı vatan edinen Selçuklu Türkleri ile diğer Türk boyları yerleştirildi. Doğudan gelen göçebe Türkler, Anadolu’da yerleşik medeniyete geçirildi. Şehirler kurup geliştirerek kültür, sanat, sosyal müesseseler tesis edildi. Kıymetli mîmarî eserlerle, bu yerleşim merkezleri süslendi.

____________________________________________________________________

Malazgirt Savaşı 26 Ağustos 1071 tarihinde Alp Arslan tarafından yönetilen Selçuklular ile Bizans İmparatorluğu arasında gerçekleşmiş, Bizans İmparatorluğu'nun yenilgisi ve İmparator 4. Romen Diyojen'in esir düşmesiyle sona ermiştir.


1060'lar süresince Selçuklu Sultanı Alp Arslan Türk müttefiklerinin Ermenistan ve Anadolu'ya doğru göç etmesine izin verdi ve Türkler buralarda şehirlere ve tarım alanlarına yerleştiler. 1068 yılında Romen Diyojen Türklere karşı bir sefer düzenledi, fakat Koçhisar şehrini geri almasına rağmen yavaş ilerleyen askerleri hızlı Türk atlılarına yetişemedi. 1070 yılında Romen Diyojen, günümüzde Muş'un bir ilçesi olan Malazgirt'te Türklerce ele geçirilmiş olan bir Bizans kalesine doğru ikinci bir sefer düzenledi ve Alp Arslan'a bir anlaşma önerdi. Antlaşmaya göre Alp Arslan Urfa kuşatmasını sona erdirirse Romen Diyojen Koçhisar'ı geri verecekti. Romen Diyojen Alp Arslan'ı, bu antlaşmayı kabul etmediği durumda savaşmakla tehdit etti ve Alp Arslan'ın antlaşmayı kabul etmeyeceğini düşünerek ordusunu hazır hale getirdi, ki Alp Arslan da bu antlaşmayı reddetti.


İlginç bir seçim olarak Romen Diyojen yanında eşlik etmesi için eski düşmanı olan Andronikos Dukas'ı getirmişti. Romen Diyojen en iyi generali olan Niceforos Botaniates'i, sadakatinden şüphe ettiği için (ki aslında Dukas'tan kesinlikle daha sadıktı) geride bırakmıştı. Bizans ordusu 5000 batıdan gelen ve yaklaşık bir o kadar da doğudan gelen Bizans askerinden; Roussel de Bailleul'e bağlı 500 Fransız paralı askerinden; biraz Türk, Bulgar ve Peçenek paralı askerlerinden, Antakya düküne bağlı askerlerden; yedek kuvvet olarak Ermeni askerlerinden; ve belli sayıda da imparatorluk muhafızlarından oluşuyordu. Türk kaynakları Bizans ordusunun boyutunu 1.000.000'a yakın gösterir. Diğer kaynaklarsa bu rakamı yaklaşık 700.000 olarak tahmin eder.

Anadolu üzerindeki yolculuk uzun ve zorlu geçmişti, ve Romen Diyojen'in ordusu İmparator'un lüks bir araba ile yolculuk etmesinden rahatsız olmuştu. Ayrıca Bizans halkı Diyojen'in Alman paralı askerlerinin gerçekleştirdikleri yağmalamalardan dolayı zarar görmüştü. Bundan dolayı da Romen Diyojen Almanlar'ın birliğinin dağıtılmasını emretmek zorunda kalmıştı. Ordu ilk olarak Sivas'ta dinlendi ve Haziran 1071'de Erzurum'a vardı. Orada, Diyojen'in generallerinden bazıları Selçuklu bölgesine ilerlemeyi sürdürmeyi ve Alp Arslan'ı hazırlıksız yakalamayı teklif etti. Nikeforos Bryennius da dahil diğer generallerin bazıları da bulundukları yerde bekleyip pozisyonlarını güçlendirmeyi önerdi. Sonuç olarak ilerlemeye devam etme kararı verildi.

Diyojen, Alp Arslan'ın çok uzakta olduğunu veya hiç gelmeyeceğini düşünerek, ve Malazgirt'i ve hatta Malazgirt yakınındaki Ahlat kalesini hızlıca geri ele geçirebileceğini ümit ederek Van Gölü'ne doğru ilerledi. Ancak, Alp Arslan aslında Halep, Musul ve diğer bölgelerden gelen 30.000 atlı ile Ermenistan'daydı. Alp Arslan'ın casusları Diyojen'in nerede bulunduğunu tamı tamına biliyordu ama Diyojen bundan haberdar değildi. O Alp Arslan'ın hareketlerini hiç bilmiyordu.

Diyojen, generali John Tarchaneiotes'e bazı Bizans askerlerini ve İmparatorluk muhafızlarını alıp Peçenekler'e ve Fransızlar'a Ahlat kalesine doğru eşlik etmesini emretti. Kendisi de ordunun geri kalanıyla Malazgirt'e doğru ilerledi. Bu karar muhtemelen güçleri iki tarafta da 20.000 asker olacak şekilde ikiye böldü. Tarchaneiotes'e ve ordunun yarısına ne olduğu tam olarak bilinmese de, görünüşe göre Tarchaneiotes Selçuklular'la karşılaştı ve kaçtı. Daha sonra Malatya'da ortaya çıktı ve Malazgirt savaşında yer almadı.



Savaş

Diyojen, Tarchaneiotes'in kaybından haberdar değildi ve Malazgirt'e ilerlemeye devam etti, ve 23 Ağustos'ta orayı kolayca ele geçirdi. Ertesi gün Bryennius altındaki keşif birlikleri Selçuklu ordusunu tespit etti ve Malazgirt'e geri çekilmek zorunda kaldılar. Diyojen saldıranların Alp Arslan'ın tüm ordusu olduğuna inanmayarak Ermeni generali Basilaces'i birkaç atlı birliğiyle dışarı gönderdi; bunun üzerine gönderilen atlı birlikleri yok edildi ve Basilaces esir alındı. Ardından Diyojen ordusunu formasyona soktu ve sol kanadı Bryennius altına aktardı, ki o da hızlıca gelen Türkler tarafından neredeyse kuşatılıyordu ve bir kez daha geri çekilmek zorunda kaldı. Geceleyin ise Türkler yakınlardaki tepelerde saklandı ve Diyojen'in karşı saldırı yapma ihtimalini neredeyse yok ettiler.

25 Ağustos'ta, Diyojen'in bazı Türk paralı askerleri Selçuklular'la karşılaştılar ve Bizans ordusundan ayrıldılar. Aynı gün, Diyojen de bir Selçuklu elçisini reddetti ve Tarchaneiotes'i geri çağırmaya çalıştı, ancak tabii ki çevrede ondan herhangi bir ize rastlayamadı. O gün boyunca hiçbir çatışma yaşanmadı, fakat 26 Ağustos'ta Bizans ordusu düzgün bir savaş formasyonuna geçti ve sol kanatta Bryennius'un, sağ kanatta Theodore Alyates'in ve merkezde imparatorun birlikleri olmak üzere Türk mevzilerine doğru ilerlemeye başladı. Andronicus Ducas da yedek birlikleri artçı olarak yerleştirdi. Selçuklular ise yaklaşık dört kilometre ötede hilal formasyonunda duruyordu ve Alp Arslan güvenli bir mesafeden olayları izliyordu. Bizanslılar yaklaştıkça Selçuklu okçuları saldırmaya başladı, ve hilalin merkezi devamlı geriye doğru giderken kanatlar da Bizans ordusunu çevreleyecek şekilde ilerledi.

Bizanslılar okçu saldırılarına aldırmadan ilerledi ve Alp Arslan'ın kampını akşama doğru ele geçirdi. Ancak, okçu saldırısına en çok mağruz kalmış olan sağ ve sol kanatlar, Selçuklular'ı yakın dövüşe zorlamaya çalışırken neredeyse dağılıyordu. Buna karşın Selçuklu atlıları ise sadece geri çekiliyorlardı. Selçuklular'ın yakın dövüşten kaçındığını gören Diyojen, gece çökerken geri çekilme emri vermeye mecbur kaldı. Ancak, sağ kanatın generali Theodore emri yanlış anladı; ve Diyojen'in eski düşmanı Ducas, imparatorun geri çekilişini korumaktansa, kasıtlı bir şekilde imparatoru dinlemedi ve Malazgirt dışındaki kamplarına kadar geri çekildi. Selçuklular da Bizanslılar'ın bu karışıklığını fırsat bilerek saldırıya geçti. Bizanslılar'ın sağ kanadı bozguna uğradı ve kısa bir süre ardından sol kanat da bozguna uğradı. Bizanslılar'ın geri çekilmesinin ardından Selçuklular Diyojen'i bulup esir aldıklarında Diyojen yaralanmıştı. Alp Arslan, birkaç gün sonra Romen Diyojen'i kasıtlı olarak serbest bıraktı. İmparator başkentine döndüğünde bir isyanla karşılaştı ve isyanın sonucunda gözlerine mim çekildi.

Sonuç

Yenilgiye rağmen, Bizanslılar'ın kayıpları göreceli olarak düşüktü. Ducas hiç kayıp vermeden kaçmıştı ve Diyojen'e karşı bir darbe girişiminde bulunmak için İstanbul'a hızla geri dönmüştü. Bryennius da kanadının bozguna uğramasına rağmen az adam kaybetmişti. Gece karanlığına kadar savaş olmadığı için, Alp Arslan kaçan Bizans ordusunun arkasından gitmedi, ki Bizans ordusunun çoğunu bu karar kurtardı. Öyle ki, Türkler Malazgirt'i bu noktada ele geçirmedi bile. Bizans ordusu yeniden gruplaştı ve Diyojen bir hafta sonrasında serbest bırakıldığında imparatorla Tosya'da birleştiler. Görünüşe bakılırsa en önemli kayıp imparatorun lüks arabası olmuştu.

Yıllar ve asırlar sonra, Malazgirt'in Bizans İmparatorluğu için bir felaket olduğu düşünülmeye başlandı ve sonraki kaynaklar savaştaki asker sayılarını ve kayıpları abartılı bir şekilde göstermeye başladılar. Bizans tarihçileri sık sık geriye bakıp o günkü 'felaket' için yas tutar, imparatorluğun çöküşünün başlangıcı olarak Malazgirt Savaşı'nı gösterirlerdi. Halbuki, savaş, askeri açıdan, hemen gerçekleşen bir felaket değildi; çoğu birlik sağ kalmıştı ve birkaç ay içinde Balkanlar'da veya Anadolu'da savaşlara gönderilmişlerdi. Öte yandan, Bizanslılar'ın yenilgisi Selçuklular'a Bizanslılar'ın yenilemez ve ele geçirilemez olmadıklarını göstermişti. Andronicus Dukas'ın darbesi de imparatorluğu politik dengesizliğe sürüklemişti ve savaş sonrasında başlayan Türk göçlerine karşı direnişi organize etmek zorlaşmıştı.

Birkaç yıl içinde neredeyse tüm Anadolu, Selçuklular tarafından ele geçirildi. 1075'de Selçuklu hanedanından Kutalmışoğlu Süleyman Şah İznik'i alarak başkent yapmış, 1081'de Çaka Bey'in müstakil kuvvetleri İzmir'i alarak ve hemen bir donanma inşa ederek, Ege Denizi'nde ve Çanakkale Boğazı'nda Bizans İmparatorluğu'nu tehdit etmeye başlamışlardı. Bu ilk Türk ilerleyişi 1095'teki Haçlı Seferi'ne kadar sürdü. Haçlı orduları karşısında Türkler Orta Anadolu'ya çekilerek Anadolu Selçuklu Devleti'ni kurdular ve Batı Anadolu Anadolu Beylikleri dönemine kadar sürecek şekilde yeniden Bizans denetimine geçti.

Tarihçiler Bizanslılar'ın çöküşünün bu savaş sonrasında başladığı konusunda hemfikirdirler. Türkler için ise Malazgirt Savaşı 'Türkler'e Anadolu kapılarını açan savaş' olarak tarihe geçmiştir. Ayrıca Malazgirt Savaşı Haçlı Seferleri'nin temel nedenlerinden biri olarak görülür. Batı, Bizanslılar'ın doğudaki hristiyanlığı artık koruyamadığını bu savaş sonrasında anlamıştır.

Bu savaş Türkler'in Anadolu'da yaşayış sürecini başlatmıştır.

Kaynaklar

* John Haldon, "The Byzantine Wars."
* Warren Treadgold, "A History of the Byzantine State and Society."
* Runciman, "History of the Crusades" (Volume One)

alıntıdır/wikipedia

Rahmetli Niyazi Yıldırım Gencosmanoğlu'nun Malazgirt Zaferi'nin 900'üncü yıldönümü hatırasına yazdığı o şanlı 'Malazgirt Marşı'

Aylardan ağustos, günlerden cuma,
Gün doğmadan evvel iklim-i Rum'a
Bozkurtlar ordusu geçti hücuma;

yeni bir şevk ile gürledi gökler...
ya allah...bismillah... Allahuekber !

Önde yalın kılıç Türkmen başbuğu,
Ardından Oğuz 'un elli bin tuğu
Andırır Altay'dan kopan bir çığı

Budur Peygamber'in övdüğü Türkler
Ya Allah...Bismillah...Allahuekber!

Türk, ulu Tanrı'nın soylu gözdesi
Malazgirt, Bizans'ın Türk'e secdesi
Bu ses insanlığa Hakk'ın müjdesi

Bu sesle irkilir çarpan yürekler...
Ya Allah...Bismillah...Allahuekber!

Nağramızdır bugün gök gürültüsü
Kanımızdır bügün yerin örtüsü
Gazi atlarının nal pırıltısı

Kılıçlarımızdır çakan şimşekler
Ya Allah...Bismillah...Allahuekber!

Yiğitler kan döker bayrak solmaya
Anadolu başlar vatan olmaya
Kızılelma'ya hey! kızılelma'ya

en güzel marşını vurmadan mehter
Ya Allah..Bismillah...Allahuekber!"

Başkomutanlık Meydan Muharebesi
(26 Ağustos 1922)



Yunan Tarafı

Sakarya Savaşı'ndan sonra Yunanlılar Eskişehir-Afyon çizgisinde kuvvetli bir savunma hattı oluşturdular. Bu cepheleri gören bir İngiliz Kurmay Subayı "Türkler bu mevzileri dört beş ayda işgal ederlerse bir günde susturduklarını iddia edebilirler." demişti. Bu cepheyi böylesine güçlendiren Yunanlılar diğer yandan, İtalyanların boşalttığı Söke ve Kuşadası'nı (21 ve 30 Nisan 1922) işgal ettiler. Bu davranışlarıyla Anadolu'da kalmaya kararlı olduklarını gösteriyorlardı. Ege yöresinin Rumlarını da silah altına alarak birlikler oluşturuyorlardı. Türkiye'ye gözdağı vermek, Yunan halkının moralini yükseltmek ve Türk savaş gemilerince esir alınan "Enosis" isimli gemilerinin intikamını almak için 7 Haziran 1922'de Samsun'u bombardıman ettiler. 5 Haziran'da Yunan Ordusu'nun başına Lloyd George'un "Bir çeSit deli" dediği Hacı Anesti'nin getirilmesi ile, Yunanlılar Trakya ve Anadolu'da sivil halka karşı baskı ve katliama giriştiler. Haziran sonunda başlatılan faaliyetler sonucu, 30 Temmuz'da İonya (İzmir ve kuzey bölgesi) Muhtariyetini ilan ettiler. Bu hareketleri Ankara ve İstanbul tarafından protesto edildi. 29 Temmuz'da da İngiltere'ye bir nota vererek, Türkleri barışa zorlamak için İstantanbul'u işgal etmek zorunda olduklarını bildirdiler ve hemen arkasından iki tümenlik bir kuvveti Anadolu'dan İstanbul'a taşımak için hazırlıklara başladılar. Bunun üzerine İstanbul'daki Türk Gizli Teşkilatı önemli yerlere top yerleştirirken, şehrin savunması için binlerce kişi hazırlandı. Diğer yandan Fransa enerjik bir tutum izledi. General Pelle'ye verilen emirle Yunanlılara engel olması, gerekirse kuvvet kullanması bildirildi. İngiliz General Harrington da Lloyrd George'un politikasına aykırı olarak Fransızlara yardım ederek Çatalca hattına asker gönderdi. İtalya da aynı enerjik tutuma girince Yunanlılar bu girişimlerden vazgeçtiler.

Yunanistan bu politikayı ve hazırlıklarını sürdürürken, ordusunun ve Yunan halkının morali çok kötü idi. Sakarya'daki ağır yenilgi ve kayıpların açıklanması, çok kötü etki yaptı. Yunan askeri Anadolu'da boşu boşuna savaştığını düşünmeye başladı. Ordu Kralcı ve Venizelosçu çatışması içinde eğitim ve disiplinini yitirmişti. Siyasi ve askeri çöküntü yanısıra ekonomik bunalım da üst düzeye çıkmış ve dış yardım kapıları kapanmıştı. Yabancı devlet adamları ve askeri gözlemcilerin, Yunanlıların Anadolu'yu terk etmeleri yolunda uyarılarına da aldırmıyorlardı. Büyük Yunanistan'ı gerçekleştirmek için ellerine geçirdikleri tarihi fırsatı kaçırmak istemiyorlardı. Ordularının yeterli kuvvette olduklan kanısındaydıiar.


Türk Tarafı

Sakarya Savaşı'ndan sonra, Yunan Ordusu'nun hazırlık yapmasına fırsat bırakmadan, taarruz yapılması istenmiş, fakat ordunun buna hazır olmaması yüzünden vazgeçilmişti. Daha sonra yağışların başlaması dolayısıyla taarruz ertelendi, fakat her an taarruz yapılacakmış gibi hazırlık yapıldı. 1921 Eylül ayında seferberlik ilan edilmiş olduğundan ordunun er ihtiyacı büyük ölçüde giderildi. Sakarya Savaşı'nda, yiyecek, giyecek, cephane yokluğu yüzünden artan firar olayları kalmadı. Ordunun ihtiyacı olan malzeme, silah, cephane çeşitli yollardan sağlanırken eğitim ve disiplin mükemmel düzeye getirildi. Ordu içinde emir-komuta zinciri sağlandı. Cephe gerisinde de güvenlik önlemleri alındı. Ordunun komuta heyeti, uzun savaş yıllarında yetişmiş, tecrübeli komutanlardan oluşuyordu. Yeni getirilen erlerle ordunun sayısı 200.000'e ulaştı. Yiyecek, giyecek, cephane yeterli düzeye getirildi. Birkaç meydan savaşı yapılması olasılığı düşünülerek, ona göre hazırlık yapıldı. Türk Ordusu vatan topraklarını kurtarmak için Başkomutan'ın taarruz emrini bekliyordu.

Tarafların Kuvvetleri

Taraflar Subay Er Tüfek Hafif Mk.Tüfek Ağır Mk.Tüfek Top323 Kılıç

Türk Ordusu 8.659 199.283 100.352 2.025 839 323 5.282

Yunan Ordusu 6.565 218.432 90.000 3.139 1.280 418 1.280



Türk Ordusu butün güçlüklere rağmen, malzeme ve silah bakımından Yunan Ordusu'na yakın duruma gelebildi. Başkomutan daha Ocak 1922'den itibaren taarruz planlarını hazırlamıştı, Sık sık cepheye giderek hazırlıkları yakından izledi.


Taarruz Kararı

M. Kemal Paşa 27 Temmuz 1922'de Alaşehir'e geldi. Taarruz planı üzerinde Genelkurmay Başkanı ve Cephe Komutanı ile son değişiklikleri yaptı ve planın aldığı son biçime göre 15 Ağustos'a kadar bütün hazırlıkların tamamlanmasına ve 30 Temmuz tarihli görüşmede, 26 Ağustos tarihinde taarruz yapılmasına karar verildi.

Fakat M. Kemal Paşa, Türkiye sorununun barışçı yollardan çözülmesi için İtilaf Devletleri'ne son bir kez daha başvuruda bulunmayı uygun gördü. T.B.M.M. Hükümeti'ni temsilen İçişleri Bakanı Fethi(Okyar) Bey, tam yetkili olarak Temmuz ayında Avrupa'ya gönderildi. 23 Temmuz'da Poincare ile görüşen Fethi Bey, gazetecilere "Zaferi kazanabiliriz. Fakat kan dökmekten çekiniyoruz." dedi. İngiltere ise Fethi Bey'le bakan düzeyinde görüşmeyi red etti. Fethi Bey'in bütün barışçı girişimleri Türkiye'yi güçsüz zanneden ve bu girişimi de bu guçsüzlüğün sonucu olarak yorumlayan İngiltere tarafından geri çevrilince, Fethi Bey Hükümete 14 Ağustos'tan sonra yolladığı raporda "Ulusal amaçlarımızın sağlanması, ancak askeri faaliyetlerle kabil olabilecektir." diyerek barış girişimlerinin sonuçsuz kaıdığını bildirdi. Mustafa Kemal Paşa'nın, taarruz hazırlıklarını izlemek için 17/18 Ağustos gecesi Ankara'dan ayrılarak Konya'ya gitti. Ankara'dan ayrıldığını bilen yalnız bir kaç kişi vardı. Hatta 21 Ağustos ta Çankaya'da bir balo tertiplendiği de ilan edildi. Halbuki M. Kemal Paşa 20 Ağustos'ta Akşehir'de idi. Konya'da postahaneye el koydurtan M. Kemal, Paşa, Konya'da bulunduğunun duyurulmasını engelledi. 20 Ağustos'ta Başkomutan, Batı Cephesi Komutanı'na 26 Ağustos'ta taarraza geçilmesi emrini verdi. Aynı gece yapılan komutanlar toplantısında durumu butün komutanlara harita üzerinde açıklayan Başkomutan, taarruz emrini yineledi.

Türk Ordusu düşmana yakın kuvvete sahipti. Oysa taarruz yapılabilmesi için düşmandan iki-üç kat üstün olmak gerekiyordu. Bu sebeple taarruz yeri olarak seçilen Afyon'a, Eskişehir'den bazı kuvvetler gece yüruyüşü ile getirildi. Bu şekilde Afyon yöresindeki düşman kuvvetlerine karşı üstünlük sağlanırken, Eskişehir cephesindeki kuvvetler zayıflamıştı. Bu sebeple bazı ordu komutanları, taarruzu sakıncalı buldularsa da Başkomutan'ın emrini yerine getirdiler. Eskişehir yöresi, I. ve II. İnönü, Eskişehir-Kutahya ve Sakarya Savaşları yüzünden savaş alanı olmuş, kaynakları tükenmiş, halkı büyük sıkıntılar içinde idi. Oysa Afyon yöresi savaş alanı olmamıştı. Cephenin arkasında Konya Ovası'nın ürünü vardı. Düşman Afyon yönünden bir taarruz beklemiyordu. Başkomutan taarruz kararını Bakanlar Kurulu'na da bildirdi. Türk ordusu 25-26 Ağustos gecesi bütün hazırlıklarını yapıp, düşman cephesine iyice yaklaştı. Taarruz süresince, ordunun ihtiyacı olan cephane, malzemenin taşınması için yine halktan yardım istendi. Erkekleri cephede olan kadınlar, yüzlerce kağnı ile geldiler. Hatta bazı kağnılara öküz bulunamadığı için inek koşulmuştu.

Türk taarruz planının esası, düşmana, geride yeni bir cephe kurmasına olanak vermeyecek bir biçimde bir tek darbede yenmek ve düşman silahlı kuvvetlerini imha etmek idi. Binbir güçlük ile sağlanmış bulunan cephanenin uzun bir savaşa yetmesi mümkün değildi.

Türk topçusunun 26 Ağustos sabahı saat 04:30'da ateş açması ile taarruz başladı. Başkomutan, Genelkurmay Başkanı ve Cephe Komutanı Kocatepe'den taarruzu izliyorlardı. 26 Ağustos günü düşmana ait önemli birkaç tepe ele geçirildi. 27 Ağustos'tan itibaren düşman geri çekilmeye başladı. Turk kuvvetleri üstünlüğü ele geçirdiler. Yunan ordusu çekilirken etrafı ateşe vermeye başladı. Bu iki gün içinde Yunanlıların 4-5 tumeni yenildi. Yunanlılar'ın Eskişehir cephesinde bulunan kuvvetli birliklerinin, savunma cephesi kurmalarına fırsat vermemek için süvari birlikleri, gerilere sarktılar ve Dumlupınar yolunu tıkadılar. Çember içine alınan Yunan Ordusu'nun 5 tümeni, bizzat Başkomutan taarafından yönetilen bir savaş sonunda, çok ağır şekilde yenilerek teslim oldu. Kurtulan Yunan kuvvetleri panik halinde İzmir'e doğru kaçmaya başladılar. 30 Ağustos'da Dumlupınar'da düşman kuvvetlerinin imhası ile sonuçlanan bu meydan savaşına ismet Paşa 31 Ağustos'ta, "Başkumandan Meydan Savaşı" adını verdi. M. Kemal bu savaşa "Rum Sındığı" adını vermişti.

Meydan savaşından sonra, çevreyi gezen M. Kemal Paşa, düşmanın ağır yenilgisini, savaş alanında bıraktığı silah, cephane ve savaş malzemesini, ölülerini, sürü sürü esirin kafilelerle geriye götürülmesini gördükten sonra çok duygulanmış ve yanındakilere, "Bu manzara insanlık için utanç vericidir. Ama biz burada vatanımızı savunuyoruz. Sorumluluk bzie ait değildir." demiştir.

31 Ağustos'ta düşmanın ana kuvvetleri imha veya esir edilmişti. Eskişehir yöresindeki kuvvetleri de çekilmeye hazırlanıyordu. Fakat Kocaeli ve Trakya'dan getirecekleri kuvvetleriyle Eskişehir'den çekilen kuvvetlerini birleştirme olasılığı olan Yunan Ordusu İzmir'in doğusunda yeni bir savunma hattı kurabilirdi. Bu duruma fırsat verilmemesi için Başkomutan ordulara Yunan Ordusu'nun İzmir'e kadar aman verilmeden izlenmesini, nerede yakalanırsa orada taarruz edilmesini bildirerek, tarihi, "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir ileri!" emrini verdi. Başkamutanın isteği ile Fevzi Paşa Mareşallığa ve İsmet Paşa Ferikliğe terfi ettiler. Diğer komutanlar da bir üst rütbeye yükseltildiler. Türk Ordusu amansız bir takip harekatına başladı. Yunan Ordusu silahını, cephanesini ve malzemesini terk ederek kaçıyor, kaçarken her yeri yakıp yıkıyor, gerisinde buyük bir enkaz bırakıyordu. Ele geçen malzeme ve esir buyük sayılara ulaşıyordu. Binlerce ölü ve esir veren Yunan Ordusu'nun artık kendisini toplaması olanaksızdı. Askerler bir an önce İzmir'e ulaşıp oradan gemiye binmek ve canını kurtarmak yarışına girmişlerdi. Yunan Ordusu çekilirken büyük katliam yaptığı için, Türk Ordusu'nun intikam alacağı korkusuyla Yunan Ordusu ve yerli Rumlar İzmir'e doğru kaçıyordu.

31 Ağustos'ta başlayan takip harekatı, yanan Türk şehir ve kasabalarının arasından, öldürülen Türk kadın ve çocuklarının Türk askeri üzerinde yarattığı büyük ve yorgunluk tanımayan bir azimle 9 Eylül günü İzmir'e girmesi ile sonuçlandı. Yunan Ordusu Anadolu'da bu kadar büyük zulüm yapmış olmasına rağmen esir alınan Yunan Generalleri, Türk Başkomutanı tarafından ağırlanıp, teselli edildiler.

Afyon tarafında bozulan Yunan kuvvetleri İzmir'e doğru kaçarlarken, Eskişehir yöresindeki kuvvetleri ise, Türk Ordusu'nun Kocaeli yöresinden çeviren kuvvetlerine teslim oldu. Bir kısmı ise Bandırma yönünde çekildi. Batı Anadolu şehirleri bir biri ardına kurtarılmaya başlandı. Yunan Ordusu tarafından yakılmış olan bu şehirler sırayla Türk Ordusu'nu karşıladı. 4 Eylül'de Alaşehir, Buldan, Kula, Söğüt, 5 Eylül'de Bilecik, Bozöyük, Simav, Demirci, Ödemiş, Salihli, 6 Eylül'de Akhisar, Balıkesir, 7 Eylül'de Aydın, 8 Eylül'de Kemalpaşa ve Manisa'ya Türk Ordusu girdi. 9 Eylül'de de İzmir, 10 Eylül'de Bursa kurtarıldı.

Denize ulaşabilen Yunan askeri kendini bulabildiği araçla adalara atmaya çalışıyorlardı. Bandırma ve İzmir yöresi Yunan askerleri ve yerli rum kafilelerinden geçilmiyordu. Türkler geliyor korkusu, adalarda yaşayan Rumları bile korkutmuş, arada deniz bulunduğunu unutturmuştu. İzmir şehri büyük bir insan kalabalığının, kendilerini gemilere atıp, canını kurtarmak isteyen Yunan Askeri ve yerli Rumların oluşturduğu mahşeri bir görünümdeydi. Limanda bulunan İtilaf Devletleri (Özellikle İngiliz) gemilerine binmek isteyen bu kalabalık, gemilere alınmıyor, binmekte ısrar edip, kayıklarla gemilere yanaşanlar denize atılıyor, hatta kalabalığın hücumu karşısında, gemidekiler tarafından ateş açılarak vuruluyorlardı. Yunan Ordusu'nu İzmir'e çıkartan İngilizler, şimdi onları kaderine terk ediyordu. Yerli Rum kayıkçılar kendi soydaşlarından, çok aşırı ücret istiyorlardı.

M.Kemal Paşa 9 Eylül'de Belkahveye geldi, fakat İzmir'de çatışmalar sürdüğü için geceyi KemalPaşa'da (Nif) geçirdi ve 10 Eylül'de İzmir'e girdi. 10 Eylül'de bile yer yer çarpışmalar sürmekteydi 3.000 kişilik bir Yunan kuvveti esir alınmıştı. İzmir'e giren M. Kemal Paşa'nın kalması için Karşıyaka'da bir köşk hazırlandı. Kral Konslantin de bu köşkte kalmıştı. Evin kapısında kendisini karşılayanlar merdivenlere bir Yunan Bayrağı sermişlerdi. Yunan Kralı'nın Türk Bayrağı'nı çiğneyerek eve girdiğini belirtenlere M. Kemal: "Hata etmiş. Ben bu hatayı tekrar edemem. Bayrak, ulusunun şerefidir. Ne olursa olsun yerlere serilemez ve çiğnenemez. Kaldırınız..." yanıtını vererek Yunan Bayrağı'nı kaldırttı.

Buyük zafer ülkenin her yanında coşkuyla karşılanırken, dış Müslüman ülkelerden tebrik telgrafları gelmeye başladı. İlk tebrik edenlerin başında Sovyetler Birliği Elçisi Aralov vardı. Aralov "Batı Emperyalizmi"ne karşı savaşan Türkiye'yi kurtlarken, Müslüman ülkeler Haçlılara karşı elde edilen başarıyı kutluyorlardı. Fransa, İngiltere, İtalya, ve A.B.D.'nin İzmir'deki konsolosları ve amiralleri de 10 Eylül'de Ordu Komutanı'nı tebrik ettiler. Fakat endişe içinde oldukları açıkça ortadaydı. Çünkü bu savaşla yalnız Yunanlılar yenilmiş değil, İtilaf Devletleri'nin (Lloyd George, Wilson, Clemenceau, Orlando) kurdukları dünya duzeni de yıkılmış oluyordu. New York Times, Yunan yenilgisini insanlığın ve uygarlığın başına gelen en büyük felaket olarak nitelendirirken, İngiliz basını olayı dehşetle veriyor ve Fransız basını Türkiye'ye yeni bir savaşın açılıp açılmayacağını soruyordu. Gazete başlıklarında "Türk Zaferi", "Türkler İzmir'de" yazıları yer alırken 250.000 kişilik Türk Ordusu'nun Yunanlıları nasıl ezip geçtiği, Yunanlıların insan ve silah, cephane kayıpları uzerinde duruluyordu. "Le Temps Gazetesi" , on beş günde, bir yıldırım harbiyle iki Yunan Ordusu'nu yok edip, kalıntılarını denize döken Türklerin "Küçük Asya Sorunu"nu çözdüklerini, Kral Konstantin'in maceracı politikasının feci sonucunu gençekçi bir yorumla veriyordu.

Türk Ordusu'nun İzmir'e girmesınden birkaç gün sonra 13 Eylül günü şehrin bazı yerlerinde yangın çıktı. Özellikle Ermeni evlerinden silah sesleri gelmesi ve arkasından buyük bir yangın çıkması, yangının "Ermeni ve Rum Örgütleri"nce çıkartıldığı ve İngiliz Konsolosu'ndan yardım gördükleri söylentilerinin yayılmasına yol açtı. Evleri yanan Avrupalı tüccarlar yangının Ermeniler tarafından çıkartıldığını ileri sürüyorlardı. Amerikalı, İngiliz, Fransız ve İtalyan Konsolosları 6 Eylül'de Yunan Harbiye Bakanı'ndan İzmir'in yakılmaması için garanti istemişlerse de, bu garanti verilmemişdi· Bütün Batı Anadolu'yu yakan Yunanlıların İzmir'i Türklerin yaktığını ileri sürmeleri çok ilginçtir. Şehrin yanmasından en çok zarar gören Türkler idi. Kurtardıkları "Güzel İzmir" yanıyordu. En çok üzülen M. Kemal Paşa oldu. Yangın üç gün sürdü ve şehrin üyük bir kısmı kül oldu. Şimdi Türkiye'nin eline harabe halinde bir şehir terk edilmişti. Tıpkı Batı Anadolu'nun diğer şehir, kasaba ve köyleri gibi.


Zafer'in Sonucu

Yunan Ordusu'nun on beş gün içinde imhası ile sonuçlanan "Büyük Zafer", Başkomutan'ın büyük riski göze alarak, güçlü bir sıklet merkezi yapmak, taarruzda baskını sağlamak, denk kuvvetle, ateş üstünlüğüne sahip düşmana karşı, savaşta kesin sonuç yerini seçme, doğru karar verme, iç ve dış politikayı iyi yönetmek, ulusu ve orduyu kaynaştırıp savaşa hazırlamaktaki üstün başarısıyla kazanıldı. Türk Ordusu 4-5 ayda parçalanamaz denen Yunan Cephesi'ni bir kaç günde parçaladı. 15 günde 500-600 km. yol aldı. 150.000 kişilik bir düşman ordusunu imha etti. Bu büyük başarı içte ulusal bütünlüğü ve güveni sağladı. Öldü zannedilen Türk Ulusu'nun azmi, bu düşünceyi yıktı. Mudanya Ateşkes Antlaşması ve Lozan Atlaşması'nın imzalanmasını hazırlaması bakımından, büyük güç kaynağı oldu. Tam bağımsız Türk Devleti olan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ve Türk Devrimi'nin güç kayanağı yine bu zafer oldu. Sevr ile "Doğu Sorunu"nu diledikleri gibi çözebileceklerini zanneden İtilaf devletleri, Türkiye'nin gücünü ve Lozan'da Doğu Sorunu'nun kapandığını kabul ettiler. Atatürk'ün dediği gibi, zaferler amaçları ve sonuçları bakımından önem taşırlar. Tarihte büyük meydan savaşları çok olmuştur. Fakat bunların çoğu aynı ölçüde büyük sonuçlar getirmemiştir. Başkomutan Meydan savaşı yalnızca, düşman ordularını denize dökmek ve ülkeyi kurtarmakla kalmamış, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu hazırlamıştır.

____________________________________________________________________
BÜYÜK TAARRUZ ve BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ Sakarya Savaşından sonra, kamuoyunda ve TBMMnde taarruz için sabırsızlık baş göstermişti. Gazi Mustafa Kemal Paşa, 4 Mart 1922de Büyük Millet Meclisinin gizli bir toplantısında endişe ve huzursuzluk duyanlara açıklamalar yapmıştı. "Ordumuzun kararı, taarruzdur. Fakat bu taarruzu tehir ediyoruz. Sebebi, hazırlığımızı tamamen bitirmeye biraz daha zaman lazımdır. Yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten çok daha kötüdür" diyerek bir taraftan zihinlerdeki şüpheyi bertaraf etmeye çalışırken, diğer taraftan da orduyu son zaferi sağlayacak bir taarruz için hazırlıyordu. Haziran 1922 ortalarında, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, taarruza geçmek kararını almıştı. Asıl amaç, yok edici bir meydan savaşı yapmak, düşmanı çabuk ve kesin bir sonuç alacak şekilde vurmaktı. Mustafa Kemal Paşa, ordu birlikleri arasında bir futbol maçı organize edilmesi bahanesiyle ordu komutanlarını Akşehire davet etti. Böylece Yunanlıların ve İşgal Devletlerinin dikkatleri çekilmeyecekti. 28 Temmuz gecesini, komutanlarla genel taarruz hakkında konuşarak geçirdi ve gereken direktifleri verdi. Mustafa Kemal Paşa, daha sonra 20 Ağustos 1922de Ankaradan Akşehire giderek, 26 Ağustos 1922 Cumartesi sabahı düşmana taarruz emrini verdi. Çok gizli bir şekilde yürütülen bu olayları kamuoyundan saklamak maksadıyla, 21 Ağustosda Çankaya köşkünde bir çay daveti verileceği gazete ve ajanslara bildirilmişti. 26 Ağustos sabahı Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yanında Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa(Çakmak), Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (İnönü) ile birlikte muharebeyi idare etmek üzere Kocatepedeki yerini aldı. Büyük taarruz burada başladı. Topçuların sabah saat 4:30da taciz ateşi ile başlayan harekat, saat 5:00de önemli noktalara yoğun topçu ateşi ile devam etti. Piyadelerimiz, Sabah 6:00da Tınaztepeye hücum mesafesine yaklaşarak, tel örgüleri aşıp, Yunan askerini süngü hücumu ile temizledikten sonra, Tınaztepeyi ele geçirdiler. Bundan sonra, saat 9:00da Belentepe, daha sonra Kalecik-Sivrisi düşmandan temizlendi. Taarruzun birinci günü, sıklet merkezindeki 1. Ordu Birlikleri, Büyük Kaleciktepeden Çiğiltepeye kadar onbeş kilometrelik bir bölgede düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçird. 5. Süvari Kolordusu düşman gerilerindeki ulaştırma kollarına başarılı taarruzlarda bulundu. 2. Ordu da cephede tespit görevini aksatmadan sürdürdü. 26 Ağustos günü Türk Ordusunun Büyük Taarruzu, Genelkurmay Başkanlığınca TBMMne bildirildi. Bu haber Meclisi coşturdu ve heyecanlı gösterilere vesile oldu. 27 Ağustos Pazar sabahı gün ağarırken, Türk Ordusu bütün cephelerde yeniden taarruza geçti. Bu taarruzlar çoğunlukla süngü hücumlarıyla ve insan üstü çabalarla gerçekleştirildi. 27 Ağustos saat 18:00de, Afyon 8. Tümen tarafından kurtarıldı. Afyon kurtuluşun şanlı ve şerefli müjdesi olmuştu. Başkomutanlık karargahı ile Batı Cephesi Komutanlığı karargahı Afyona taşındı. 28 Ağustos Pazartesi ve 29 Ağustos Salı günleri, başarılı geçen taarruz harekatı ile düşmanın 5. Tümeninin çevrilmesi ile sonuçlandı. 29 Ağustos gecesi durum değerlendirmesi yapan komutanlar, hemen harekete geçerek muharebenin süratle sonuçlandırılmasını gerekli buldular. Düşmanın çekilme yollarının kesilmesi ve düşmanı çarpışmaya zorlayarak, tamamen teslim olmalarını sağlama yolunda karar aldılar. Karar süratli ve düzenli bir şekilde gerçekleştirildi. 30 Ağustos 1922 Çarşamba günü taarruz harekatı Türk Ordusunun kesin zaferi ile sonuçlandı. Büyük Taarruzun son safhası askeri tarihimize Başkomutan Meydan Muharebesi olarak geçmiştir. 30 Ağustos 1922 Başkomutan Meydan Muharebesi sonunda, düşman ordusunun büyük kısmı dört taraftan sarılarak, Dumlupınarda Gazi Mustafa Kemal Paşanın ateş hatları arasında bizzat idare ettiği savaşta tamamen yok edilmiş veya esir edilmişti. Böylece tasarlanan kesin sonuç beş gün içinde elde edilmiş ve hazırlanan plan tam başarı ile uygulanmıştı. 30 Ağustos 1922nin gurur verici zaferi ile Mustafa Kemal, kaçabilen düşmanın takip edilmesini ve üç koldan Egeye doğru ilerlemesini uygun buldu. "Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri" diyerek, tarihi emrini 1 Eylül 1922de verdi. Yunanlılar, İzmire doğru kaçmaktaydı. Başta Yunan Ordusu Başkomutanı Trikopis olmak üzere çok sayıda esir ele geçirilmişti. Ordumuz bu muharebede, on beş günde 400 kilometre katederek, 9 Eylül 1922 sabahı İzmire girdi.

____________________________________________________________
ALBAY REŞAT ÇİYİLTEPE



1879 YILINDA İSTANBUL’DA DOĞDU.ZİYA PAŞANIN OĞLUDUR.1896 YILINDA İSTANBUL HARP OKULU’NU BİTİREREK TEĞMEN OLDU.1899 YILINDA ÜSTEĞMEN,1904 YILINDA YÜZBAŞI,1912 YILINDA YARBAY,1 MART 1922 YILINDA DA ALBAYLIĞA TERFİ ETMİŞTİR.

1.DÜNYA SAVAŞINDA DOĞU VE SURİYE CEPHELERİNDE SAVAŞMIŞTIR.SAVAŞIN SONLARINA DOĞRUİNGİLİZLERE ESİR DÜŞMÜŞTÜR.SERBEST BIRAKILINCA İSTANBUL 2 NOLU SIKIYÖNETİM MAHKEMESİ ÜYELİĞİNE TAYİN EDİLDİYSEDE MİLLİ MÜCADELE’YE KATILMAK ÜZERE ANADOLU’YA GEÇTİ.DOĞU CEPHESİNDE TÜMEN KOMUTANI OLRAK GÖREV YAPTI.HAZİRAN 1922 YILINDA BÜYÜK TAARRUZ ÖNCESİ BATI CEPHESİNDE 57.TÜMEN KOMUTANLIĞINA GETİRİLDİ.27 AĞUSTOS 1922 GÜNÜ ÇİYİLTEPE’Yİ BAŞKOMUTANA SÖZ VERDİĞİ SAATTE ALAMADIĞI İÇİN ÖĞLENE DOĞRU İNTAHAR ETTİ.SANDIKLIYA GÖMÜLDÜ.1988 YILINDA NAAŞI ANKARA’DAKİ DEVLET MEZARLIĞINA NAKLEDİLDİ.ALMANYA,AVUSTURYA-MACARİSTAN DEVLETLERİNCE VERİLEN NİŞAN MADALYALARIYLA TBMM’NCE VERİLEN İSTİKLAL MADALYASI SAHİBİDİR.



ALBAY REŞAT ÇİYİLTEPE’NİN ŞEHİT OLUŞU


ATATÜRK ANLATIYOR:



‘BİR TAARRUZ GÜNÜNDE (27 AĞUSTOS 1922) EN SOL KANATTA TÜMENİMİZ (57.TÜMEN)TAARRUZ EDERKEN KUVVETLERİNİ BİRAZ BİRBİRİNDEN UZAKÇA BULUNDURMŞTU.BU NEDENLE DÜŞMAN ÜZERİNDE KALICI BİR ETKİ YAPAMIYORDU.O TÜMENİN KUMANDANI REŞAT BEY ADINDA BİR ALBAYDI.BU KİŞİYİ ÇOK ESKİDEN TANIYORUM.MUŞ’TA BERABER MUHAREBE YAPTIK.SURİYE’DE ÇOK MUHAREBELER YAPTIK.ÇOK KIYMETLİ BİR ASKERDİ.ŞAHSEN BANA ÇOK GÜVENİ VARDI.TELEFONLA SORDUM:

-NİÇİN HEDEFİNİZE(ÇİYİLTEPE)HAKİM OLAMADINIZ? DEDİM.CEVABEN DEDİKİ;

-YARIM SAAT SONRA BU HEDEFLERE VARMIŞ OLACAĞIZ.

HALBUKİ YARIM SAAT SONRA BU HEDEFLER ELDE EDİLEMEMİŞTİ.TEKRAR SORDUĞUM ZAMAN TELEFONDA REŞAT BEYİN SON BİR VEDANAMESİNİ OKUDULAR.ORADA DİYORDUKİ:YARIM SAAT ZARFINDA SİZE O MEVKİLERİ ALMAK İÇİN SÖZ VERDİĞİM HALDE,SÖZÜMÜ TUTAMAMIŞ OLDUĞUMDAN DOLAYI YAŞAYAMAM.

15 DAKİKA SONRA ÇİYİLTEPE ALINMIŞ ANCAK ŞEHİT KOMUTAN ALBAY REŞAT BEY BU MÜSTESNA ANI GÖREMEMİŞTİR.

RUHU ŞAD OLSUN.



4 EKİM 1922

TBMM KONUŞMASI’DAN

____________________________________________________________________
BABA OĞUL DESTANI

ÇETMİLLİ ALİ ÇAVUŞ KENDİSİ GİBİ YÜZBİNLERCE VATAN EVLADI GİBİ CEPHEYEGİDERKEN 8 YAŞINDA İDİ MEHMET.
ARADAN 11 YIL GEÇMİŞTİ.ÇETMİLLİ ALİ ÇAVUŞ CEPHEDEN CEPHEYE KOŞMUŞ NER MEVZİDE HER SİPERDE BAĞIMSIZLIK GÜNLERİNİN HAYALİNİ KURMUŞ VE OĞLU İLE KARISINA KAVUŞACAĞI GÜNLERİ BEKLEMEKTEYDİ.
ÇETMİLLİ ALİ ÇAVUŞUN HAYALLERİ DUMLUPINAR MEVZİLERİNDE GERÇEK OLDU.8 YAŞINDAYKEN BIRAKIP GİTTİĞİ MEHMET DAĞ GİBİ BİR DELİKANLI OLMUŞ KADER İKİSİNİN YOLLARINI AYNI CEPHEDE BİRLEŞTİRMİŞTİ.
ALAY SANCAKTARI MEHMET ONBAŞI İLE ÇETMİLLİ ALİ ÇAVUŞ'UN CEPHEDE KARŞILAŞMALARI VE HASRET GİDERMELERİ HERKESİN GÖZLERİNİ YAŞARTMIŞ VE BİR OKADARDA MUTLU ETMİŞTİ.ARTIK BABA İLE OĞUL BU VATAN İÇİN BİR SANCAĞIN PEŞİNDE OMUZ OMUZA ÇARPIŞACAKLAR VE ÇETMİLLİ ALİ ÇAVUŞUN HAYALLERİNİ BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRECEKLERDİ.
GÜN BUGÜNDÜ.SIKICA SARILDILAR BİRBİRLERİNE.HELALLEŞTİLER.HÜCUM SESİYLE YAĞMUR GİBİ GELEN MERMİLERİN ÖNÜNE ATILDILAR.ALİ ÇAVUŞ BİR KURŞUNLA YIĞILDI YERE.NE ACI NEDE HÜZÜN VARDI GÖZLERİNDE
11 YILIN EVLAT ÖZLEMİ MERMİ SESLERİ ARASINDA SON BULMUŞTU.DUDAKLARINDAN İKİ KELİME DÖKÜLDÜ ŞEHADETE ERERKEN 'VATAN SAĞOLSUN'
31 AĞUSTOS 1922 GÜNÜ ŞEHİT DÜŞTÜ ÇETMİLLİ ALİÇAVUŞ.HEMDE OĞLU MEHMET'İN KOLLARINDA.GÖZYAŞINI İÇİNE ATTI MEHMET GÜN AĞIT YAKACAK GÜN DEĞİLDİ.
KAPTI ALAY SANCAĞINI YÜRÜDÜ İZMİR'E DOĞRU.EN ÖNDE O KOŞUYOR KANLISİPERLERE İLK O DALIYORDU.9 EYLÜLDE İZMİR ÖNLERİNDE BİR KURŞUNDA ONU BULDU.
KADER BU DÜNYADA BERABER OLMAYI NASİP ETMEDİ ALİ ÇAVUŞ İLE OĞLU MEHMET ONBAŞI'YA AMA ONLARIN VE ONLAR GİBİ ONBİNLERCE MEHMETÇİĞİN BU KAHRAMANLIKLARI İLE KURTULDU VATAN.

____________________________________________________________________
SAKATLARIN İSMAİL

14 YILA SIĞAN ÖMRÜNÜN TEK YAŞANMAMIŞLIĞIÇOCUKLUĞU İDİ.İSTİKLAL OLMADANAN ÇOCUKLAR OYNAYABİLİRMİYDİ?ÇOCUK YAŞTAYDI VATAN AŞKI İLE ŞEHİT OLDUĞUNDA
TÜRK BİRLİKLERİ DUMLPINAR ÖNLERİNDE YUNAN SAVUNMASINI DAĞITMIŞ VE ONLARI GERİ ÇEKİLMEYE MECBUR ETMİŞTİ.BANAZ ÖNLERİNE DOĞRU GERİ ÇEKİLMEKTEN BAŞKA BİR YOLLARI KALMAMIŞTI.CANINA KARŞILIK KLAVUZLUK ETMESİ İSTENDİ İSMAİL'DEN.TEKRAR TOPARLANIP DİĞER BİRLİKLERE KATILMAYI PLANLAYAN YUNANLILARIN KLAVUZLARI ARTIK İSMAİL'Dİ.
İSMAİL'İN KLAVUZLUĞUNDA HAYALLERİNDEN VE HEDEFLERİNDEN GİTTİKÇE UZAKLAŞIYORDU YUNANLILAR.AMA ÇARESİZDİLER.İSMAİL'E GÜVENMEKTEN BAŞKA BİR SEÇENEKLERİ YOKTU.İSMAİL PEŞİNDEKİ BİRLİKLERİ BİR ÇIKMAZA DOĞRU GÖTÜRÜRKEN ONLARA DAYANIN AZ BİR YOLUMUZ KALDI DİYORDU.YUNAN BİRLİKLERİ TUZAĞA DÜŞTÜKLERİNİ VE BURADAN KURTULMANIN MÜMKÜN OLMADIĞINI ANLADIKLARINDA ARTIK ÇOK GEÇTİ.
BİR YUNAN SUBAYI SİLAHINI İSMAİL'E DOĞRULTU.BİR PATLAMA DUYULDU VEARDINDAN DERİN BİR SESSİZLİK.

SAKATLARIN İSMAİL'DE BU UĞURDA CAN VEREN ONBİNLERCE KAHRAMANDAN BİRİ OLMUŞ VE ŞEHİTLER KERVANINA KATILMIŞTI.

____________________________________________________________________

HARPUTLU ŞEKİP YÜZBAŞI
TAARRUZUN EN ATEŞLİ SAFHALARI YAŞANMAKTADIR. TRİKUPİS VE DİGENİS’E BAĞLI BİRLİKLER DUMLUPINAR’A ULAŞARAK FRANGOS KUVVETLERİ İLE BİRLEŞMEYİ AMAÇLIYORDU. ANCAK OLUCAK’TAN HAMUR KÖYÜNE YÜRÜRKEN KEMALETTİN SAMİ BEY’İN KOLORDUSUNA YAKALANDILAR. YOĞUN TOP ATEŞİNİN ARDINDAN YUNAN BİRLİKLERİNİN İÇİNE İLK DALAN 3. ALAYDAN YÜZBAŞI ŞEKİP’İN BÖLÜĞÜ OLDU. ŞEKİP’İN ASKERLERİ YİĞİT VE KUVVETLİYDİ. DÜŞMAN ORMANINA DALAN BİRER BALTAYDI HER BİRİ. İKİ BİNE YAKIN YUNAN ASKERİNİ ESİR ALDILAR.



ÇATIŞMA SÜRÜYOR, ESİRLERİN SAVAŞ ALANINDAN ÇIKARTILMASI GEREKİYORDU. ANCAK YETERLİ SAYIDA ADAM YOKTU. BİR ANDA YUNAN BİRLİKLERİNİN İÇİNDE KALDILAR. BİR KURŞUNLA YIKILDI ŞEKİP YÜZBAŞI ATINDAN. BİNLERCE DÜŞMAN AÇ KURTLAR GİBİ ÜŞÜŞTÜ BAŞLARINA. YÜZBAŞI ŞEKİP ORADA ŞEHADETE ERDİ. HERKES BİNLERCE DÜŞMANIN İÇİNE SADECE 23 KİŞİYLE DALAN BU KAHRAMANLAR İÇİN DUALAR OKUDU.. UMUT YOKTU



AMA MEHMETCİĞİN SARSILMAZ İNANCI VARDI.. BİNLERCE YUNANLININ İÇİNDE KALAN 23 ERDEN 17’Sİ ŞEHİT YÜZBAŞILARININ VE ARKADAŞLARININ CESETLERİYLE O CEHENNEMDEN ÇIKTILAR. OLANLARI HİÇBİRİ HATIRLAMIYORDU.



ONLARI KARŞILAYAN 3. ALAY KOMUTANI YARBAY FERİT ASKERLERİN BUNU NASIL BAŞARDIĞINI BİR TÜRLÜ ANLAYAMADI. BU YOKSUL ORDUNUN EN BÜYÜK SERVETİ BU KAHRAMANLAR DEĞİL MİYDİ ZATEN.. YARBAY FERİT HEPSİNİ ALINLARINDAN ÖPEREK BİRER ÇAY ŞEKERİ PARÇASI VERDİ. ÇÜNKÜ CEPHEDE VERECEK BAŞKA BİR ŞEY YOKTU…


_________________________________________________________________

ŞEHİT SANCAKTAR

ADINI KİMSELER BİLMEZDİ. SANCAKTAR DERLERDİ ONA SADECE…SANCAKTAR
YÜZÜ GÜLMEZDİ PEK…AMA İŞGAL ALTINDAKİ HER MEVZİ, HER TEPE BİRER BİRER KURTARILDIĞINDA, NAZLI BİR BEBEK GİBİ SAKLADIĞI SANCAĞI BİR HANÇER GİBİ SAPLARDI TOPRAĞA.. İŞTE O ZAMAN ANCAK GÖZLERİNDEN OKUNABİLİRDİ TEBESSÜMÜ.

NE ZAMAN KOYNUNDA SAKLADIĞI OYALI BEYAZ MENDİLİ ÇIKARIP KOKLASA, NE ZAMAN GÜZEL GÖZLÜ SEVDALISI DÜŞSE AKLINA, O VAKİT BİR SES ÇINLARDI KULAĞINDA…
‘VATANI KURTARMADAN GELİRSEN, BİZİ BÖYLE BOYNU BÜKÜK KOYARSAN SÜTÜMÜ HELAL ETMEM SANA’ DİYEN O ÇİLEKEŞ ANASININ SESİ …
SONRA YİNE SARILIRDI O ŞANLI SANCAĞA… KOŞARDI BİR SONRA Kİ TEPEYE..
TARİH 31 AĞUSTOS 1922. MUZAFFER BAŞKOMUTAN MUSTAFA KEMAL, MUHAREBE MEYDANINI GEZERKEN BERBER ÇAMI DENİLEN YERDE ŞEHİTLER ARASINDA , DÜŞMAN TOPÇUSUNUN ATTIĞI TOP MERMİSİNİN AÇTIĞI ÇUKURA GÖMÜLMÜŞ BİR SANCAKTAR GÖRDÜ.
TOPRAĞIN ÜZERİNDEKİ KATILAŞMIŞ KOLU İLE SANCAĞI DİMDİK TUTMAKTAYDI. ŞEHİT SANCAKTARIN TOPRAK ALTINDAKİ YÜZÜNDE BU KEZ HUZURLU BİR TEBESSÜM VARDI.

alıntıdır / dumlupinartanitmagrubu.com

____________________________________________________________________
BÜYÜK TAARRUZ ( BAŞKOMUTAN---DUMLUPINAR MEYDAN MUHAREBESi)


Dumlupınar ve Afyonkarahisardaki Yunan birliklerine Sakarya dan geri çekilen Yunan birlikleri de katıldı. Böylece Yunan Ordusu Afyonkarahisar da büyük bir savunma hattı oluşturdu. Birliklerin cephedeki durumları şöyle idi:

Yunanlıların 1,. Kolordusu Afyonkarahisarda, 3. Kolordusu Eskişehir çevresinde mevzilenmiş, 2. Kolordusu da daha geride yedekte bırakılmıştı.

Türklerin 1..0rdusu Afyonkarahisar hattı karşısında 2. Ordusu Eskişehir hattı karşısında, Kocaeli Grubu ise Bursa -Bilecik hattında bulunuyordu.

Büyük Millet Meclisi taarruz için sabırsızlanıyor, Başkomutanlık yetkilerini Mustafa Kemalden almağa çalışıyordu. Mustafa Kemalin rahatsızlığı nedeniyle Meclise gelemediği 5 Mayıs 1922 günü Büyük Millet Meclisi" Başkomutanlık süresinin uzatılmaması "yolunda bir karar almıştı. Meclisin bu kararına çok üzülen Mustafa Kemal ertesi gün meclise giderek "savaş durumunda bulunan bir ordunun başsız bırakılamayacağını bildirerek komutanlığı bırakmadığını" açıkladı. Bunun üzerine Büyük Millet Meclisi Başkomutanlık yetkisinin üç ay daha uzatılmasını kararlaştırdı. Bu yetki 20 Temmuz 1922 de süresiz olarak uzatıldı.

Başkomutan Mustafa Kemal, ordunun noksanlarının giderildiğine, maddeten ve manen güçlendiğine, topyekün bir savaşa hazır olduğuna kanaat getirdiği bir sırada İngiliz Generali Tavzendin kendisine Konyada görüşme istediği bildirildi. Bu daveti fırsat bilen Mustafa Kemal Tavzend le buluşup görüşmek üzere 23 Temmuz 1922 de Ankaradan ayrıldı. Önce Akşehirde bulunan Batı Cephesi Karargahına gitti. Oradan Konyaya geçip adı geçen generalle görüştükten sonra tekrar gizlice Akşehire döndü. 28 Temmuzda Akşehirde oynanacak olan bir futbol maçını bahane ederek orada toplanmış bulunan cephe, ordu ve kolordu komutanlarıyla "Büyük Taarruzun Harekat Planı" nı görüştüler. Bu plan Başkomutan Mustafa Kemal,Genel Kurmay Başkanı Fevzi( Çakmak) Paşa, Batı Cephesi Kumandanı ismet (İnönü), Milli Savunma Bakanı Kazım (Özalp), 1. Ordu Kumandanı Nurettin Paşa 25, 2. Ordu Kumandanı Yakup Şevki paşa, Süvari Kolordusu Kumandanı Fahrettin (Altay) Paşa taraflarından hazırlanmıştı. Bu plana göre:

Mustafa Kemal, 20 Ağustos 1922 de gizlice Ankaradan çıkarak otomobille Tuz Gölü üzerinden Konya Ovasını geçerek doğruca Akşehirdeki Batı Cephesi Karargahına gitti. Anadolu Ajansı o gün Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemalin Ankarada Çankayada bazı özel davetlilerine bir çay ziyareti (!) verdiğini bildiriyordu. Mustafa Kemal aynı gün Akşehirde Batı Cephesi Kumandanı ismet Paşaya 26 Ağustos sabahı taarruzun başlatılması emrini, 21 Ağustosta da i. ve ii. Ordu Komutanlarına son direktiflerini verdi. Cephe Karargahını 24 Ağustosta Şuhuta, 25 Ağustosta harekatın idare edileceği Kocatepede hazırlanan çadırlı ordugaha taşıttı.

Sakarya Savaşından sonra italya, Fransa ve Sovyet Rusya silah, mermi, uçak, kamyon salarak bize yardımcı oldular.

Ilgında bulunan 5. Süvari Kolordusu harekat emrini alır almaz, gece yürüyüşleriyle 25 Ağustos 1922 de Tınaztepe ve Çiğiltepeye geldiler. Ayni gün i. Ordunun istihkam Birlikleri de Ballıkaya ve Ahır Dağlarıni aşıp Çayırhisardaki düşman karakolunu ele geçirdiler.
25/26 Ağustos gecesi Afyonkarahisar daki Yunan Karargahında bir balo düzenlenmişti. Yunanlı kumandanlar balonun mahmurluğu içinde daha yataklarında iken sabahın erken saatlerinde Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Batı Cephesi Kumandanı ismet (İnönü) Paşa Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi (Çakmak) Paşa Kocatepe -nin güneybatısındaki çadırlı ordugahta hazır idiler.

BüyükTaarruz 26 Ağustos 1922 sabahı saat 5.26 da Türk topçusunun yoğun ateşiyle başladı. Harekatı bizzat Mustafa Kemal yürütüyordu. Bu sırada V.Süvari Kolordumuz Yunan birliklerinin arkasına sarkmış, telgraf hatlarını keserek Küçükköy (Yıldırım Kemal istasyonunu ele geçirmişti,

Birinci Ordu birlikleri (90) topla ateş ederek saldırıyı başlattı. Bu ilk günde Akarçaydan Tınaztepeye kadar uzanan Yunan mevzileri üzerindeki Kalecik Sivrisi, Belentepe ve Tınaztepe düşmandan geri alındı. 1310 rakımlı Erkmentepe topçu ateşimizin tesir alanı dışında kaldığından ilk günde alınamadı. Yine bu ilk günde 57. Tümen Kumandanı Reşat Bey birliklerini dağınık bulundurduğundan hedefine ulaşamamıştı. Bu durumu izleyen ve kendisine telefonla soran Başkomutan Mustafa Kemale Reşat Bey "yarım saat sonra bu hedeflere ulaşacağını" vaadetmiş ne yazık ki bu vaadini yerine getirememişti. Mustafa Kemal tekrar

alıntıdır/kutuphanem.net

____________________________________________________________________
Sakarya Savaşı'ndan sonra, kamuoyunda ve TBMM'nde taarruz için sabırsızlık baş göstermişti. Gazi Mustafa Kemal Paşa, 4 Mart 1922'de Büyük Millet Meclisi'nin gizli bir toplantısında endişe ve huzursuzluk duyanlara açıklamalar yapmıştı.

"Ordumuzun kararı, taarruzdur. Fakat bu taarruzu tehir ediyoruz. Sebebi, hazırlığımızı tamamen bitirmeye biraz daha zaman lazımdır. Yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten çok daha kötüdür" diyerek bir taraftan zihinlerdeki şüpheyi bertaraf etmeye çalışırken, diğer taraftan da orduyu son zaferi sağlayacak bir taarruz için hazırlıyordu. Haziran 1922 ortalarında, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, taarruza geçmek kararını almıştı. Asıl amaç, yok edici bir meydan savaşı yapmak, düşmanı çabuk ve kesin bir sonuç alacak şekilde vurmaktı. Mustafa Kemal Paşa, ordu birlikleri arasında bir futbol maçı organize edilmesi bahanesiyle ordu komutanlarını Akşehir'e davet etti. Böylece Yunanlıların ve İşgal Devletlerinin dikkatleri çekilmeyecekti. 28 Temmuz gecesini, komutanlarla genel taarruz hakkında konuşarak geçirdi ve gereken direktifleri verdi. Mustafa Kemal Paşa, daha sonra 20 Ağustos 1922'de Ankara'dan Akşehir'e giderek, 26 Ağustos 1922 Cumartesi sabahı düşmana taarruz emrini verdi. Çok gizli bir şekilde yürütülen bu olayları kamuoyundan saklamak maksadıyla, 21 Ağustos'da Çankaya köşkünde bir çay daveti verileceği gazete ve ajanslara bildirilmişti.

26 Ağustos sabahı Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yanında Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa(Çakmak), Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (İnönü) ile birlikte muharebeyi idare etmek üzere Kocatepe'deki yerini aldı. Büyük taarruz burada başladı. Topçuların sabah saat 4:30'da taciz ateşi ile başlayan harekat, saat 5:00'de önemli noktalara yoğun topçu ateşi ile devam etti. Piyadelerimiz, Sabah 6:00'da Tınaztepe'ye hücum mesafesine yaklaşarak, tel örgüleri aşıp, Yunan askerini süngü hücumu ile temizledikten sonra, Tınaztepe'yi ele geçirdiler. Bundan sonra, saat 9:00'da Belentepe, daha sonra Kalecik-Sivrisi düşmandan temizlendi. Taarruzun birinci günü, sıklet merkezindeki 1. Ordu Birlikleri, Büyük Kaleciktepe'den Çiğiltepe'ye kadar onbeş kilometrelik bir bölgede düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçird. 5. Süvari Kolordusu düşman gerilerindeki ulaştırma kollarına başarılı taarruzlarda bulundu. 2. Ordu da cephede tespit görevini aksatmadan sürdürdü.

26 Ağustos günü Türk Ordusunun Büyük Taarruz'u, Genelkurmay Başkanlığı'nca TBMM'ne bildirildi. Bu haber Meclis'i coşturdu ve heyecanlı gösterilere vesile oldu.

27 Ağustos Pazar sabahı gün ağarırken, Türk Ordusu bütün cephelerde yeniden taarruza geçti. Bu taarruzlar çoğunlukla süngü hücumlarıyla ve insan üstü çabalarla gerçekleştirildi. 27 Ağustos saat 18:00'de, Afyon 8. Tümen tarafından kurtarıldı. Afyon kurtuluşun şanlı ve şerefli müjdesi olmuştu. Başkomutanlık karargahı ile Batı Cephesi Komutanlığı karargahı Afyon'a taşındı.

28 Ağustos Pazartesi ve 29 Ağustos Salı günleri, başarılı geçen taarruz harekatı ile düşmanın 5. Tümeninin çevrilmesi ile sonuçlandı. 29 Ağustos gecesi durum değerlendirmesi yapan komutanlar, hemen harekete geçerek muharebenin süratle sonuçlandırılmasını gerekli buldular. Düşmanın çekilme yollarının kesilmesi ve düşmanı çarpışmaya zorlayarak, tamamen teslim olmalarını sağlama yolunda karar aldılar. Karar süratli ve düzenli bir şekilde gerçekleştirildi. 30 Ağustos 1922 Çarşamba günü taarruz harekatı Türk Ordusunun kesin zaferi ile sonuçlandı. Büyük Taarruz'un son safhası askeri tarihimize Başkomutan Meydan Muharebesi olarak geçmiştir.

30 Ağustos 1922 Başkomutan Meydan Muharebesi sonunda, düşman ordusunun büyük kısmı dört taraftan sarılarak, Dumlupınar'da Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın ateş hatları arasında bizzat idare ettiği savaşta tamamen yok edilmiş veya esir edilmişti. Böylece tasarlanan kesin sonuç beş gün içinde elde edilmiş ve hazırlanan plan tam başarı ile uygulanmıştı. 30 Ağustos 1922'nin gurur verici zaferi ile Mustafa Kemal, kaçabilen düşmanın takip edilmesini ve üç koldan Ege'ye doğru ilerlemesini uygun buldu. "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri" diyerek, tarihi emrini 1 Eylül 1922'de verdi. Yunanlılar, İzmir'e doğru kaçmaktaydı. Başta Yunan Ordusu Başkomutanı Trikopis olmak üzere çok sayıda esir ele geçirilmişti.

Ordumuz bu muharebede, on beş günde 400 kilometre katederek, 9 Eylül 1922 sabahı İzmir'e girdi. Sabuncu Bel'den geçen 2. Süvari Tümeni, Mersinli yolu ile İzmir'e doğru akarken, bunun solunda 1. Tümen de Kadife Kale'ye doğru yürüyordu. Bu Tümenin 2. Alayı Tuzluoğlu Fabrikası'ndan geçerek Kordonboyu'na ulaştı. Yüzbaşı Şeref Bey Hükümet Konağına, 5. Süvari Tümenimizin öncüsü Yüzbaşı Zeki Bey Kumandanlık dairesine, 4. Alay Komutanı Reşat Bey de Kadife Kale'ye bayrağımızı çektiler.

İzmir'de askerlerimiz coşku içinde karşılandılar ve çiçek yağmuruna tutuldular. Süvarilerimizin Kordon boyundan geçişi çok görkemli idi. Kurtuluş zaferinin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, İzmir'in kurtuluşunu Belkahve'den seyretti. Türk Ordusunun, 400 kilometrelik bir mesafeyi savaşarak katedip İzmir'e ulaşması içerde ve dışarda hayret ve takdir uyandırdı.

Büyük Türk zaferi karşısında endişeye düşen ve o anda da İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını işgal altında bulunduran İtilaf Devletleri, savaşı durdurmayı ve Türklerin haklı isteklerini yerine getirmeyi kendi çıkarlarına uygun buldular. Lord Kinross'a göre,"İngiltere, ciddi bir krizle karşı karşıya bulunduğunu anlamaya başlıyor. Halk, Türklerle yeni bir savaştan korkuyordu". 11 Ekim 1922'de imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması'yla, silahlı çatışma durdurulduğu gibi, Edirne dahil Trakya'nın da Türkiye'ye bırakılacağı ve bir ay içerisinde Yunanlılar tarafından boşaltılacağı kabul edildi. Anadolu'da Yunan politikasını yürüten İngiltere Başbakanı Lloyd George, bu gelişmeler üzerine istifa etti.

alıntıdır/ataturk.net

____________________________________________________________________
Büyük Taarruz Kronolojisi

Büyük Taarruz Başkomutan Meydan Muharebesi
18 Haziran: Ali İhsan Paşa?nın görevden alınması
29 Haziran: Nurettin Paşa?nın Birinci Ordu Komutanlığına atanması
28 Temmuz: Yunanlılar?ın Trakya üzerinden İstanbul?u işgal girişimleri
26 Ağustos: Büyük Taarruz?un başlaması
27 Ağustos: Afyonkarahisar?ın kurtuluşu
30 Ağustos: Başkomutan Meydan Muharebesi
31 Ağustos: Kütahya?nın kurtuluşu
2 Eylül: Trikupis?in esir edilişi
9 Eylül: İzmir?in kurtuluşu
11 Eylül: Bursa?nın kurtuluşu
13-15 Eylül: İzmir yangını
16 Eylül: Çeşme?den Yunanlılar?ın İzmir?i terk edişi
18 Eylül: Anadolu?daki son Yunan askerinin Erdek?ten çekilmesi
19 Eylül: Fransız ve İtalyan?ların Çanakkale?den çekilmesi
27 Eylül: Yunanistan?da ihtilal; Kralın, oğlu George lehine tahttan çekilmesi
3 Ekim: Mudanya Ateşkes Görüşmelerinin başlaması
11 Ekim: Ateşkesin imzalanması
18 Ekim: İngiliz Başbakanı Lloyd George?un istifası
1 Kasım: Saltanatın kaldırılması
16-17 Kasım: Vahdettin?in kaçışı
18 Kasım: Abdülmecit?in Halifeliğe getirilişi
20 Kasım: Lozan Barış Görüşmelerinin başlaması

1923
5 Şubat: Lozan Barış Görüşmelerinin kesilmesi
23 Nisan: Görüşmelere yeniden başlanması
24 Temmuz: Lozan Barış Antlaşmasının imzalanması
2 Ekim: İşgal kuvvetlerinin İstanbul?u boşaltması
13 Ekim: Ankara yeni başkent
29 Ekim: Cumhuriyetin ilanı

* İbrahim Artuç'un ''Başkomutan Meydan Muharebesi'' adlı kitabından alınmıştır.



0 yorum: